
Homeros'un "şarap rengi” denizinde beyaz şarabın adı neden hiç geçmez, Hippokrates onu hangi hastalığa reçete eder, Plinius şarabı albus'tan fulvus'a dört renge ayırırken hangi kehribar tonları kasteder, Kos'un tuzlu beyazından toprağa gömülü dolium küplerine ve bugün hâlâ Gürcistan'da nefes alan qvevri'lere, Retsina'nın çam reçinesinden Burgundy'nin Chardonnay’sine, Ren'in Riesling'inden Santorini'nin volkanik Assyrtiko'suna, Pinot Gris'nin baharatından Vermentino'nun deniz tuzuna, hatta beyaz Sauvignon Blanc'ı bir ebeveyn olarak taşıyan kırmızı Cabernet Sauvignon'a, oradan da Tokat'ın naif Narince'sinden Kapadokya'nın volkanik Emir'ine ve Bornova Misketi'nin mis kokusuna uzanan; kaybolduğunu sandığımız bir rengin aslında sekiz bin yıldır bir kil küpte bizi beklediğini anlatan bu bölümde, beyaz şarabın gerçekte ne zaman "beyaz" olduğunu konuşuyoruz.