
Ahmet Rasim'e referansla diyoruz ki; "Lüfer sözünü duyup da bir parça olsun dönüp bakmayacak İstanbullu farz edemem". Dönüp, itinayla bakıyor ve Asaf Muammer'in "Lüfer Devri" ilan ettiği o zarif sandal âlemlerine, Tanpınar'ın "İstanbul'un operasını yaşadığımı biliyordum" dediği şehr-ayinlerine bağlanıyor mehtaplı gecelerde sigara ateşini avucuna saklayan Boğaz beylerine kulak kabartıyoruz. Tabii tarihsel bağlamı da kaçırmıyor; Rönesans hekimi Guillaume Rondelet'nin palamut olarak ifade ettiği "amia"ya beş yüzyıl sonra gerçek ismini, lüferi veren Ephraim Lytle'a şükranlarımız sunuyoruz. Matro'dan alıntı ile "Poseidon'un lacivert hizmetkârı"nın Archestratus'un Bizans'ında, Cádiz'in adobo geleneğinde, sandaldaki kurulan mangallarda, hatta Avustralya'da tütsüde, tereyağlı sandviç içinde nasıl poz verdiğini konuşuyoruz. "Canım lüferi insanın serin serin tutup öpesi geliyor" (Aziz Nesin) zerafetinde Boğaz'ın en uzun ve artistik resitalini konuşuyoruz.